24 Şubat 2011 Perşembe

Canlarım,

Bu sabah yine 20 dakikalık ufak bir spor seansı ile günüme başladım. 20 dakikayı arttırmayı şimdilik düşünmüyorum hedefim daha çok spor yapmak değil düzenli spor yapmak. O yüzden kendimi bıktırmadan bu işi oturtmak istiyorum. Öbür taraftan diyette değilim fakat yediklerime büyük ölçüde dikkat ediyorum. Mutlaka ara öğün yapıyorum, sürekli su içiyorum. Günde 2 bardak yeşil çay içmeye özen gösteriyorum. Kuru kayısı yiyorum ki böylelikle kan şekerimi dengeliyorum. Bu arada bir şeyi daha çok net anladım ki bana tatlı yaramıyor. Daha doğrusu eğer son yediğim şey şekerli, tatlı bir şeyse 1-2 saat sonra acıktığımda açlığa hiç dayanamıyorum, başım dönüyor, elim ayağım boşalıyor. Ama eğer tatlı değil de light bisküvi gibi hem katı hem de şekerli olmayan bir şey yemişsem acıktığım zaman sadece acıkmış oluyorum. Hem öyle fiziksel bir rahatsızlığım olmadığı için daha normal porsiyonlarla yiyorum hem de hızlı yemiyorum.

Evet işte benden bu günlük böyle :) Bu arada 3 kilo vermiştim ya dukanla, tartılmadım ama sanırım hala koruyorum kilomu ve yarın atak yapmayı planlıyorum. Haftanın bir günü yapın diyordu yapmaya karar verdim :)

23 Şubat 2011 Çarşamba

22 Şubat 2011 Salı

Bir an çırpı bacaklı kızlara sinir olduğumu fark ettim..

Yok zayfı olan biçimli bacaklarla işim yok, onlar mis gibi görsel ziyafet. Ama böyle zayıflıktan kadedi çıkmış, kerkenez gibi kızların bacakları süpermiş gibi etek giyip onları göstermesi güzel olmuyor. Sopaya etek giydirmiş gibi...

Böyle kızdım gibi oldu ama bakmayın ben bacaklarımı pek severim. Biraz erkek bacağı gibi kaslıdır, azıcık kalındır da ama biçimini severim. Hasetlik değil yani yaptığım ;)

Hareket Bereket :)

Canlarım biliyorsunuz artık dukan diyetini yapmıyorum. Aslında çok severek uygulamıştım 3 kilo da vermiştim amma motivasyonum bir kırıldı yeniden yapıştıramadım. Fakat sanmayın ki homini gırtlak yiyorum. Dikkat etmeye devam ediyorum. Ne yapıyorum?

Her sabah kızarmış bir dilim ekmekle birlikte biraz beyaz peynir yiyorum. Peynirim bildiğiniz ezine keçi peyniri, light değil çünkü light beyaz peynirlerle kesinlikle aram iyi değil. Sonrasında bazen ara öğün yapıyorum bazen yapmıyorum. Bu gün yanımda gün kurusu kayısı getirdim. 10 gibi 2-3 tane ondan yiyeceğim. Hem gün kurusu çok da faydalı. Öğle yemeklerinde şirkette ne çıkarsa ondan yiyorum. Zaten bizim ofiste yağlı yemekler olmuyor. Hafif beslenebiliyorum. Sonra akşam üstü de bir ara öğün yapıyorum. Bazen light meyveli yoğurt yiyorum bazen yarım paket light bisküvi. Değişiyor işte gününe göre. Bir de bazı günler light ice tea alıp geliyorum işe, o zaman akşam 5 çayı keyfi olarak onu içiyorum :) Daha önce kilo verdiğim o güzel diyette günde 1 kutu light içecek hakkım vardı. Aslında şu anda yaptığım şeyler daha çok o diyete benziyor. Sonra akşam eve gidince de ev yemeği yiyorum. Dün gerçi ankara tava (şehriye pilavı ve et ikilisi) vardı evde, kendisine pek dayanamam. O yüzden akşam akşam pilav yemiş oldum. Neyse ama bu duruma takılıp kendimi harap edemeyeceğim :)

Başlığı neden böyle attığıma gelirsek. Bu sabah itibariyle evdeki kondisyon bisikleti ile spora başladım. Her sabah sadece 20 dakika yapacağım sporla hayatıma hareket katabileceğime ve kısa zamanda bunun karşılığını alabileceğime inanıyorum. Sporu düzenli yapmanın faydaları saymakla bitmez zaten bilirsiniz. Hele böyle güne sporla başlamak en güzeli. İnşallah kendimi hayal kırıklığına uğratmam ve sadece 20 dakika daha erken kalkmakta vazgeçmem.

İşte şimdilik böyle bakalım bu hafif ama sağlıklı yaşam tarzım bana önümüzdeki günlerde nasıl geri dönecek?

18 Şubat 2011 Cuma

Dün yaptığım uzun itiraftan son bende bir değişiklik oldu sanki. Sadece "itiraf ettim rahatladım" psikolojisi mi yoksa gerçekten de mi anlatınca bir aydınlama yaşadım çözemiyorum. Sanki dün içimi böylesine döktükten sonra hafiflemeye başlamışım gibi hissediyorum :) Anlattıklarımın bir çoğunun içimde böylesine biriktiğini bile fark etmemiştim aslında sanki bir yük gibi taşıyormuşum.

Kim bilir dün yazdığım yazı bir dönüm noktası olur benim hafifleme maceramda ;)

17 Şubat 2011 Perşembe

Kızarmış Ekmek içindi Bu yazı bak neler çıktı....

Dikkat Bu Uzun bir İtiraf Yazısıdır...

Normalde çok ekmek yiyen birisi değildim taaa ki 2007 sonbaharında yaptığım diyete kadar. (Vay! 3 sene olmuş.) O diyet hayatımda yaptığım en başarılı diyetti. Benim için hem çok iyi hem çok kötü sonuçlar doğurdu. O diyeti yaparken yanımda en yakın arkadaşlarımdan biri vardı ve diyet onun daha önce dr kontrolünde yaptığı ve ciddi kilolar verdiği diyetin aynısıydı. O daha önce yaptığından yönlendirmeleri yapan da oydu. O zamanlar öğrenci evinde olduğumuz için 24 saat beraberdik ve sağlıklı beslenme uzmanımla beraber yaşıyor gibiydim. Bütün yediklerim kontrol altındaydı. O dönem 1,5 ayda 6 kilo vermiştim. (70 kilodan 64 kiloya düşmüştüm.) Çevremdeki herkes bendeki değişimi fark etmiş, sevdiğim bana bir kez daha aşık olmuş, ben hiç giymediğim kıyafetleri giymeye başlamıştım. Çok mutluydum çok! Ama mutluluğum çok uzun sürmedi çünkü sandım ki bir kere böyle kilo verince öyle kalacağım. Ama kalmadım, 1 sene sonra eski halime dönmüştüm bile. Biraz inkar ediyordum bu durumu, çünkü hala kilo verdikten sonra aldığım kotların içine giriyordum. Tabi kotların patlamak üzere olduğu gerçeğini göz ardı ederek. Hala yüzüm yuvarlanmamıştı demek ki o kadar da çok kilo almamıştım. Tabi bu tamamen benim kendimi kandırma yalanlarımdan biriydi. Almıştım işte bütün o kiloları. Yine 70 kilo olmuştum. 70 kilo olduğum zamanlarda bile insanlar benim kilomu 60 diye tahmin ederken 64 kiloyken sanırım 55 kilo falan gibi duruyordum o yüzden çok iyi bir duruşa sahip olmuştum ama işte şimdi yine 70tim. Yeniden aynı diyeti yapmaya çalıştım ama sürdüremedim, devamını getiremedim. Bir önceki diyetimdeki başarının sürekli "başka biri" tarafından kontrol altından tutulmaktan geldiğine inandım, o zamanki başarının sadece bana ait olmadığına inandım. O sırada okul bitmişti, iş arıyordum ve bulamıyordum. İşsizdim, sıkılıyordum. Yedim.. Verdiğim kiloları almam yetmezmiş gibi daha da aldım. Bu arada "düşünce gücüyle" daha yakından tanıştım. Duygusal yiyiciliğin ne demek olduğunu öğrendim. Benim de bir duygusal yiyici olduğum gerçeğiyle yüzleştim. Kilo vermemin sadece fiziksel bir süreç değil psikolojik de bir süreç olduğunu kavramaya başladım. (Sonrasında da bu fikri sorgulamaya başladım) Sonra sevdiğimin askerlik işi çıktı, o askere gidecekti ve sevdiği yiyecekler yapılıp duruluyordu. Ben de yanında onunla birlikte besleniyordum. Askere gittiğinin ertesi günü kendimi diyetisyene attım, tartı 75 gösteriyordu. Vücudum inanılmaz şişkindi, su toplamıştım. (Gerçi sonrasında eve gittiğimde tam diyetisyendeyken regl olmuş olduğumu fark ettim, malum regl dönemi=şişkinlik dönemi) Ama bu bir mazeret değildi tabi. Artık 64 kilo olan Pelin'den tam 11 kilo uzaktım. Bir program yaptık, bu programa göre 2 ayda 10 kilo hedefledi dr. bence fazla büyük bir hedefti ve kendime 2 ayda 10 kilo verebileceğime inanmadım. Başladım diyete ve 2 ayda anca 5 kilo verebildim. Verilen paraya acıdım, yapamadığım için kendime kızdım. O 5 kilo hiç kalıcı olmadı ve sürekli 2-3 kilo aldım, verdim. Bir gün 73, bir gün 74, bir gün 72 oldum. Ama bir daha 70 altına inemedim. Kış oldu yüksek lisansa başladım. Hala işsizim farkındaysanız. Ruhum başarısız olduğum gerçeğiyle dolu. Evet okuyorum yine ama istediğim esas şey bir iş. Ya da ben öyle sanıyorum. Bir türlü işe giremediğim için kendimi aciz hissediyorum. Spora gitmeye başlıyorum, vücudum kendine geliyor şöyle bir toparlıyor. Diyetlerle ilgili kitaplar okuyorum, yediklerime dikkat ediyorum. Kendimi sürekli olarak light ürünlerle beslenmek zorundaymışım gibi hissediyorum. Kalorili yiyecekler yerken insanların "Pelin bunu bu kiloyla nasıl yersin, biraz dikkat etsene" diye düşündüklerini sanıyorum. İçimde sürekli bir pişmanlık. Bir yandan özlüyorum, deli gibi sevdiğimi özlüyorum. O yok, uzakta, hem de tehlikeli yerlerde. Onu kaybetme korkusu ile akşam yalnızlıklarımı dolduruyorum yiyeceklerle. Askerden döndüğünde zayıf bir Pelin olarak onu karşılamak için planlar yapıyorum. Şu kadar zamanda bu kadar veririm, böyle yerim, şöyle içerim diyorum ama olmuyor. Olmadıkça daha çok üzülüyorum, olmadıkça daha çok kızıyorum kendime. O dönüyor, 15 ay bitiyor. Ben hala bıraktığı yerdeyim. Hala 70 üzerinde bir kilom var. O beni bir kere öyle zayıf gördü ya, istersem zayıflayabileceğimi gördü ya. İstiyo ki yine öyle olayım. Haksız sayılmaz, bu fazlalıklardan kurtulmak benim için de gerekli üstelik yapabilmişliğimde var. Ama beceremiyorum bir türlü o rutini tekrardan kuramıyorum. En sonunda yeni yılı hedefliyorum. Dukan diyetini farklı buluyorum. Üstelik aç kalmamak üzerine dayalı bu sistemle, sevdiğim proteinlerle besleneceğim. Aç kalınca başımın dönmesine çare var. Çünkü bu açlık hali beni korkutan bir hal almaya başlamıştı. Aç kaldım mı bayılacak gibi hissediyorum ve gözüm bir şey görmüyor. O ilk diyetimi yaparken böyle bir sorunum yoktu sonra çıktı. Şimdi aç kalmak benim için dayanılmaz bir şey. Dukana başladım, iyi gidiyordum. 3 kilo vermiştim. Neden bıraktığımı hala bilmiyorum. Bırakınca kendimi klasik kıtlıktan çıkmış insan moduna soktum, tatlı yedim. Tatlı yediğimde anladım ki tatlı bana yaramıyor. Baş dönmelerimin esas sebebi o. Biliyorum neden olduğunu da, kan şekerimi çok hızlı yükseltiyor sonrasında da tabi ki hızlı düşüyor. Daha yavaş yükselmesi gerek ki kontrollü olsun. İşte şimdi ne diyetteyim ne değilim. Hala pilav, makarna yemiyorum. Hala hamurdan kaçıyorum ama işte ekmek var. Bütün diyetim boyunca aklımda sadece kızarmış ekmek vardı. Şimdi her sabah kızarmış ekmek yiyorum bir daha gün içinde yemiyorum.

Bu gün bunları anlatma niyetiyle başlamamıştım yazıya, sadece diyetteyken en fazla kızarmış ekmek özlediğimi anlatacaktım. Ama birden yıllardır içimde biriktirdiklerimi kusarken buldum kendimi. Özellikle durdurmadım çünkü ilk defa anlattım bunları benden başka birilerine. Rahatladım mı bilmiyorum. Ama içimden çıktıkları için mutluyum. Daha eklenecek çok şeyler vardır eminim ama şimdi bu kadarı döküldü parmaklarımdan...

16 Şubat 2011 Çarşamba

Söyleyecek çok şey birikti..

Sizlerle konuşmayalı çok oldu.. Bu arada sağolun merak edenler oldu, iyiyim bir problem yok. Sadece diyetle olan sıkı bağımı koparıverdim ve bu yüzden sizlerle yüzleşemiyordum.

"Diyet" denen şeyle çok fazla uğraşıyorum sanırım. Sürekli bir şeyler okuyorum, dinliyorum ve öğreniyorum. Kesinlikle "çok biliyorum" demiyorum sadece biraz dozunu kaçırdım çok fazla çeşit şey biliyorum. Kilo vermek üzerine söylenen pek çok şeyden haberdar oluyorum ve şaşkın ördek gibi ne gelse önüme takip edilebilir bir tarafını bulmaya çalışıyorum.

Bir yanım diyor ki kilo vermek tamamen duygusal bir şeydir, duygularınla bir bağ kurduğun için böylesin veya duyguların yeterince bağ kurmadığın için böylesin. Öbür yanım diyor ki, kilo vermek tamamen fiziksel bir olaydır, senin yediklerinle, hareketlerinle, yediklerini yakmanla alakalıdır. Kilolarının duygularınla bir bağı yoktur diyor.

Sonra "diyet endüstrisi" denen olguyla yüzleşiyorum, yapılan araştırmaların hep diyetle kilo verenlerin verdikleri kiloları aynen hatta fazlasıyla geri aldığını ortaya koyuşunu görüyorum. Peki diyorum o zaman fazla kilolardan nasıl kurtulacağız? Diyet yapmadan fazlalıklar nasıl gidecek? Sağlıklı beslenmenin bir yaşam tarzı haline getirilmesinden bahsediliyor. Katılıyorum bence de, anlık değil ömürlük olmalı fakat sağlıklı beslenme daha çok kiloyu sabit tutmakta işe yarıyor. Vücudumdan atmam gereken fazlalıkları tamamen yok edemiyor. (Ya da ben öyle sanıyorum.)

Bir yandan profesyonel yardım almam gerektiğine inanıyorum öbür taraftan diyorum ki kendi otokontrolüme sahip değil miyim, kilo vermem için illa birilerine rapor mu vermem gerekiyor? Bir yandan profesyonel yardımı düşünüyorum öbür taraftan "diyet endüstrisine" kapılıp giden biri olmak istemediğimi.

Anlayacağınız sevgili izleyenlerim bu blogun sevgili sahibesinin kafası pek karışık. Kilo vermek istiyor ve ne yapacağını bilemiyor....

3 Şubat 2011 Perşembe

32. Gün

Bu gün 32. Gün!
TV programı gibi diyetimde ufak değişiklikler yapmaya karar verdim.

Zencefilli Çörek nasıl gittiğini sormuş, özellikle buradan cevaplamak istiyorum ki herkes görsün cevabımı. Açık ve net olarak diyorum ki kötü gidiyor! Evet ben son bir kaç günkü motivasyonsuzluğum sonunda yenildim. Çikolataya karşı yenildim seyircilerim.. Dünden beri ciddi bir kaçamak halindeyim. ( Sevdiğim dün sen geldiğinde kapıyı biraz geç açtığımı fark ettiysen sebebi kaçak yediğim tatlıları kaldırma telaşıydı, üzgünüm ) Şu güne kadar böyle yaptığım zararlı kaçamakları hep çevremdekilerden saklayan biri oldum. Kalabalıkta kendimi çok güzel kısıtlayabilirken böyle yalnız kalınca abarttığım çok oldu. Sadece bu diyet sürecimde değil öncesinde de hep böyle oldu. Zaten bu anlar yüzünden o fazlalıklara sahip olduğuma inanıyorum. Bu konudan daha öncede bahsetmiştim zaten. Tam anlamıyla duygusal yiyici olmanın ceremesini çekiyorum. Bir şekilde yemek ve duygularım arasında bağı koparmam gerek.

Bu kadar konuşmamın üzerine diyeti bırakıyorum sanmayın. Aslını isterseniz diyeti bırakmıyorum ama seyir evresini bırakıyorum. Normalde istediğiniz kiloya ulaşana kadar yapmanız gereken seyir evresini sonlandırmaya karar verdim. İstediğim kiloda olmama daha çok var fakat ben dayanacak gücüm olup olmadığından emin değilim.... Biraz ekmeğe ihtiyacım olduğuna karar verdim ve meyveye. Her gün meyve yiyen biri değilim ama mis gibi bir portakalın veya mandalinanın yerini doldurabilecek bir şey yok bu diyette. Dün akşamda iş çıkışı ciddi bir açlık yaşadım ve sonunda halamın nefis mısır unlu ekmeğinden bir parça yedim. Ve o an anladım ki vücudum midemin suyunu alan böyle kuru şeylere çok aç kalmış. O yüzdenmiş uzun zamandır yaşadığım motivasyon eksikliği. Kepekli yulaf unuyla bir şeyler yapılıyor ama tadına alışamadım bir çoğunun süreklilik sağlayamıyorum.

Öff işte böyle kafam karışık azıcık. Kilo vermem gerektiğini farkındayım, bunu da çok istiyorum ama şu anda güçsüz hissediyorum kendimi. Belki 1-2 güne toparlar ve tekrar seyir evresine geri dönerim ama şu anda nedense mutsuzum diyetimle. O diyetimle çok mutlu olduğumu söylediğim anlar gibi hissetmiyorum. Bir şekilde diyet ritmimi bulacağıma inanıyorum.

Benim yazılarımla motive olanlar hadi bakalım şimdi sıra sizde. Siz de beni motive ediverin bakalım :))

2 Şubat 2011 Çarşamba

31. Gün

Dün motivasyonum düştü diyerek sizlere dert yanıyordum. Bu sabah bir açtım ki bilgisayarımı sizler yorum yapmışsınız kilomla ilgili. Aman beni ne kadar mutlu ettiniz, aman beni nasıl motive ettiniz bilemezsiniz :)

Happy Mixy 55-60 arası adsız izleyicimse 60-65 arası olarak bir tahmin yürütmüş. Oralardan bu kilolarda göründüğümü düşünmenize çok şaşırmadım aslını isterseniz. Çünkü çevremdekilere de sorduğumda hep böyle tahminler alıyorum, o yüzden de insanların bir çoğu neden kilo vermeye çalıştığımı anlayamıyor.

Canikolarım benim boyum 1,74 ve şu anda 3 kilo vermiş halimle kilom 72. Yani o resimde gördüğünüz kız 72 kilo. Sizler benim daha çok hedefimi tahmin etmişsiniz diyebiliriz :) Hedefim 60-65 kilo arasına inebilmek. Kilomu o aralığa sabitleyebilmek istiyorum. Bundan 4 sene evvel güzelcene kilo verip 64 olmuştum ve o kilom uzun yıllardır gördüğüm en zayıf halimdi. Çok da güzeldi, sanki hep öyle kalacakmışım gibi hissettim ama olmadı :( Sinsi sinsi geri geldi kilolarım. Şimdi tekrardan onları vücudumdan kovma zamanı :)

Bu gün bir de yeni bir kitaba başladım. "Yemek Kadın ve Tanrı" kitabı ile bakalım bu sürecime biraz daha destek olmak istiyorum.

Anlayacağınız dün motivasyonsuzdum bu günse 2 tane yenilikle kendime geldim... Tavuklarıma devam hadi bakalım görüşürüz!!!

1 Şubat 2011 Salı

30. Gün

Motivasyonum düşüyor... İlk günlere nazaran çok daha kuvvetli bir şekilde direnç göstermeye başladım.
Bu kadar titizliğe, tamam arada kaçamaklarım oldu ama, daha fazla kilo vermiş olmam gerekiyordu diye düşünüyorum..

Off işte bu günlerde tam diyet yapan insan kişisi modundayım... Canım her şeyi istiyor...

Kaçıyorum... Mucuk mucuk...